Perşembe, Mart 17, 2011
No man's land
Berg, Herbert. "Islamic Law." Berkshire Encyclopedia of World History 3 (2005): 1030.
Bir Halife'nin, Şeriat'ın hükmedemediği bir alanın varlığını kabul edebilmesi, ve buradan yonttuğuyla kendi yasama alanını yaratabilmesi bir nevi iktidarın en mutlağı tarafından dünyeviyatın kabulü demek değil midir ? Bunu hazmedebildiysek eğer, artık rasyonel olmanın, kolay yanıtlara sığınmaktan vazgeçmenin zamanı, gelmiş de geçiyorum demektedir.
Pazar, Nisan 11, 2010
stimulus falsus
the monster is more dangerous today, since the upper structures and their necessities became almost totally interchangeable with the 'real' in one's everyday reasoning. the past problems which used to undermine the system and reflected its inconsistency and triggered mass resistance became a part of the system. however this time as principles, which are under the exclusive mandate of the system itself, for the self proclaimed reason that the capitalist democracy has proved that it is the only way of government which can effectively adapt itself to contemporary needs, without having to neglect the truth by violently repressing it via purely ideological doctrines but rather embracing pragmatic needs arising from the very nature of governing.
Cumartesi, Nisan 10, 2010
olamadığın gibi görün ya da görünemediğin gibi ol.
bireyin özgürlüğü.
düzen istediğimiz gibi görünme özgürlüğünü bize verir.
zira bilir ki; görünümler yanıltıcıdır.
Çarşamba, Mart 03, 2010
kasten doğru olmaz
götürürler elbet seni çekmek istedikleri yere
senin artık soramadığın noktada
giremediğin delikte
saklarlar senin gerçeğini
köhne veya mağrur
saklasan da kimselerden
anlatırlar seni sana
bağıra çağıra
sarhoşçasına adeta
alay geçen çocuklar gibi
Cuma, Ocak 29, 2010
Pazar, Ekim 25, 2009
taraf - ntv polemiği.
Cuma, Ağustos 28, 2009
Malezya
Malezya ile Türkiye çoğu zaman siyasal İslam açısından karşılaştırılır. Malezya örneğinin takdir edilecek bir yönü yok. ancak düşünüyordum da, yüzde 54'ü Müslüman olan bir toplumda İslami radikalizm pekala yüzde 95 i Müslüman olan bir toplumdan daha yoğun olabilir. Çünkü Yüzde 54 kritik bir rakamdır. Hem çoğunluktur hem de azınlıktır. Hem azınlık olmanın tepkiselliğini hem de çoğunluk olmanın şovenizmini barındırabilir. Ve eğer bir ülkenin yüzde 54'ünün onları diğerlerinden farklı kılan ortak bir paydası varsa bu her zaman kullanılacaktır. Yüzde 95'i tek paydada buluşturmak ise oldukça zor ama aslında tehlikeli de bir iştir. .
Perşembe, Mayıs 21, 2009
keriz semeni
deniz feneri - akp
.......
TC Anayasası m. 69/10 Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzelkişilerden maddî yardım alan siyasî partiler temelli olarak kapatılır.
.......
Çarşamba, Mayıs 06, 2009
yazın ilmi üzerine bir çift kelam
enjoy whatever you are
hoş; ihtiyacını kovalayan biri ile ihtiyaçlarını bastıran biri arasındaki fark da yitebiliyor bir süre sonra. hem ne önemi var seçenekler bizi kör ettikten sonra.
however, self-made ambitions make you smarter;
aber manchmal vergisst man doch die wahrheit von genug zu haben.
Perşembe, Şubat 19, 2009
Zeitgeist
Cumartesi, Ocak 24, 2009
Kırmızıda Geç (or vice versa)
Trafik ışığı denen bu aparat nasıl olmuştur da kendini medeni diye tanımlayan her uygarlıkta günlük hayatın değişmez bir parçası olmuştur? Çünkü biz onu oraya yerleştirirken sanatsal veya estetik değil, işlevsel bir ihtiyacı karşılaşın diye yerleştiririz. Bu bağlamda günlük hayatın ideolojik aurasını farkettirmeden yaratan her saf fonksiyonel obje gibi trafik ışığı da anlamını kendi içerisinde değil karşıladığı ihtiyaç dahilinde bulur.
Trafik ışığı, düzenin verdiği güvendir. Zira o, yayaların ve araçların kaosunda çoğu zaman ciddiye alınan tek işarettir. Çünkü modern dünyada insan biraz düşük zekalıdır (ya da öyle kabul edilir,örneğin: siz uyarmazsanız sattığınız mikrodalga fırının alıcısı kedisini orada kurutmayı deneyebilir. Zira homo economicus o kadar naif ve haylazdır.) ve trafik de çoğu zaman hayat gibi geleceği görebilme işidir. Kendinizi bir sonraki karede bir kamyonun altında kalmış ya da bir yayaya çarpıp anında olay mahallinden sıvışırken bulabilirsiniz. Bunu istemezsiniz. Modern birey bunun içinden çıkamaz, sorumluluğunu hiç mi hiç alamaz.O halde koyalım bir
Düzen, sürekliliği kadar işlevseldir. Sürekliliği kadar güvenilirdir. Düşünsenize her gün insanların birbirlerine ne kadar çok vaatte bulunduğunu. Her an trafikte ölme ihtimaliniz olsaydı kuracağınız hiç bir sözleşme,hayata ve insanlara dair vereceğiniz hiç bir teminat karşınızdaki ve sizin için bağlayıcı olur muydu ? Günümüz insanı, paranoyalarını ve endişelerini hayvan olan atalarından farklı bir yere kanalize eder. Atalarımız için hayat ,günlük yaşanan,çoğu zaman avlanmak ve soyunu devam ettirmek arasında geçen, bu arada da hiç bir toplumsal güvenliğin olmadığı bir ortamda, her an her şeyin olabileceği bir yerde varoluşunu bir gün fazlası için sürdürmeye diretmekti. Günümüzde 1000 dogumdan 999 u başarılı geçiyor. Cinayet tarih boyunca olduğundan daha az. İnsanlar öldüklerinde bu ya ecelleri dediğimiz yaşlanmaya bağlı sebeplerle ya da "kaza" diye adlandırdığımız sapmalar nedeniyle oluyor. Çünkü ancak trafik ışığının olduğu yerde "kaza" olabilir ve eğer trafik ışığını dinlemezseniz kendinizden başka kimse olacaklar için sorumlu değildir. Hayatta sorumluluk almadan yaşamaya alıştırılmış bizler için ise pek de ödün vermek sayılmaz bu, zira bütün bu ufak görevcikler yerine getirildiklerinde siz ekselanslarının hayat içerisindeki yeri hazırdır. Ölüm endişesi günlük hayattan böylece sökülüp atılmıştır.
Böylesi bir düzende
Cuma, Ocak 02, 2009
Anlam kayması
2 tip kapasitesizlik söz konusu: kelimelerinki, ve bizimki. Kelimeler zaten faullüdür. Bir de ortaçağda iki yabancı kral arasında ulaklık yaptığınızı düşünün. Kastettiğimiz, ya da bir başkasının kastettiği bir şeyi bir başkasına aktarırken konumuzu, ortasına yerleştiği bütün bağlamsallığıyla aktaramadığımız sürece hep bir kayıp olacaktır, ki bunda kimi muhatabımızdan da kaynaklanan yetersizlikler, onu geç, bizden kaynaklanan yetersizlikler olacaktır. Bu noktada da işte bizim kapasitesizliğimiz, biolojikliğimiz başlıyor.
E ne yapmalı o zaman. Susup oturmalı mı ? Hayır. İşaretler gibi görmeli bazı şeyleri. Duyduğumuz, gördüğümüz şeylerin ne anlama geldiğini içlerinde kaybolmadan, onları dipsiz birer kuyu haline getirmeden, ne amaca hizmet ettiklerini görmeye çalışarak, bizi neye yönlendirmeye çalıştıklarını anlamaya çalışarak değerlendirmek herşeyi daha kolaylaştırıyor bence. Bir bebeğin ağlaması gibi. Ekonomik gerçekler gibi.
Pazar, Kasım 09, 2008
geceyi şaşırdım gene...
Perşembe, Kasım 06, 2008
İstesen de istemesen de....
lanetini aşamayacak. Belki bir homoseksüel bu kollektif kaçışı tatmin edebilir ileride. Belki bir Çinli. Ancak Amerikalı seçmenin bir daha ikna olacağı seçeneklerden hiç biri aynı yanılsamayı aynı arınma duygusuyla beraber sunamayacak.
Ne diyebilirim. Hayırlısı olsun.
Salı, Ekim 21, 2008
Amca Bana Elma Şekeri Al
Perşembe, Ekim 09, 2008
Amerika Paradoksu
Winston Churchill
Dünyanın ideolojik önderliğini yapıyor olmak karanlıkta el yordamıyla dolaşmak gibi olsa gerek. Zira elinizde olan tek şey yaşanmışlıklardan çıkartacağınız derslerdir. Geçmişe, dostlarınıza ya da düşmanlarınıza öykünemeyecek kadar gururlu olmak zorundasınızdır. Kendi metodunuzu kendiniz yaratmak zorundasınızdır . Bunu biz anlayamayız. Zira biz, onların henüz doğruluğu uzun vadeli olgularla kanıtlanmamış sosyo-ekonomik yöntemlerini istekli ya da isteksiz hem de yarım yamalak bir şekilde kendimize uygulamakla , bununla da övünen iktidarları seçmekle meşgulüz. Onlar ise belki de kendileriyle beraber bütün dünyayı sürükleyecekleri bir uçurumun köşesinde kendi varoluşlarını yeniden tanımlamakla meşguller. Obama ila McCain in düpedüz zıt hayat hikayeleri ve dolayısıyla tamamen farklı "Weltanschaung"ları Amerikan seçmenini aşan , hepimizi ilgilendiren bir yolayrımına bizleri götürüyor.
Tek kutuplu dünya düzeninde Amerika'nın Dünya'ya karşı "etik" olmak konusundaki sorumluluğu artmaktadır ve dünyaya savunageldiği bu düşüncelerin Sovyet Rusya'yla ekonomik-militer mücadelesinde real ihtiyaçlarını karşılaması için uydurulmuş, pragmatik bir kalkandan fazlası olduğunu göstermek zorundadır. Zira Bush iktidarıyla beraber artık Amerika insanlara "umut" vermemektedir. Amerika real ihtiyaçlarını karşılamak adına "özgürlük", "demokrası" gibi beylik kavramlardan sembolik bir kılıf yaratmakta ve insanlardan buna inanmalarını beklemektedir. Ancak dünyayı sarsan kriz göstermiştir ki , insan olarak doğal bir ihtiyaç duyduğumuz "özgürlük" ve "demokrasiye" su katılmamış serbest piyasa gibi mevcut toplumsal aygıtlarla ulaşılabilmesi imkansızdır.
Amerika nın dünya siyasetinde ödün vermeksizin kendi çıkarını dayatmalarla elde etmeye devam etmesi köklü bir dialektik ilişkinin sonucu olan batı rönesansı birikiminin inandırıcılığını İslam ve Asya ekseninde kaybetmesine, dünyanın ideolojik bir kara deliğe sürüklenmesine yol açabilir ki bu koşullarda Amerika hiç bir zaman eskisi kadar güçlü olamayacaktır.
Unutulmaması gereken bir de şudur ki, kim Amerikan başkanı olursa olsun, yönetmek durumunda olduğu bu Dev(let)'in engellenemeyecek ve varlığı için tatmin edilmesi zorunlu , üzerine kurulmuş olduğu kimi yapısal ve hatta biyolojik diyebileceğimiz ihtiyaçları vardır. Sıradan bir Amerikan insanının bundan 30 yıl sonra, McDonald's'ta aynı fiyata yemek yemeye devam edebilmesi için Basra körfezi ülkelerinin günlük petrol üretimini 3 katına çıkarmaları gerekecektir. Bu nitelikteki ihtiyaçların karşılanabilmesi için Amerika yı yöneten insanların vermek "zorunda" kalacağı kararlar, Amerika'nın "ideolojik samimiyetini" her geçen gün daha fazla sınayacaktır. Belki de bir gün tarihte Roma imparatorluğunun yanında yerini alacak olan Amerika, dünyayı fiziksel olarak hiç görülmediği bir şekilde hırpaladığıyla kalacak , uygarlık tarihinin bir başka sentralizasyon - desentralizasyon macerası olarak tarih kitaplarında yerini alacaktır.
Salı, Mayıs 08, 2007
Dinler ve modern ikameleri üzerine bir çift laf part 1
inandıran kutsal ilüzyondur. bu, iletişimi sağlar. hayvanlar saf harekete dayanan varlıklar olarak kendi aralarında işaretlerle iletişim kurarlar. tehlike için bir işaret, avın yaklaştığını göstermek için bir işaret, kur yapmak için bir işaret.
herşey o ana hapsolmuştur o dünyada.koş,saldır,saklan,uyu,avlan.... carpe diem ?!?.... anın gerçeğinde olan hayvan anlık ihtiyaçları arasında koşar durur ömrü boyunca, sonsuzluğa karşı bizim gibi bir istek duymaksızın. bizler için de dil önceleri işaretlerden oluşan bir böğürtü öbeğiyken zamanla ayaklarının üstüne kalkan homo sapiensin boşalan elleriyle girdiği türlü hokkabazlık sonucunda gelişen beynine paralel olarak simgesel anlamlarla dolmuştur. platon'a
gelindiğinde, bu semboller dünyası ilk kez ideler evreni adı altında tanımlanmıştır.
devam edebilir.
Pazar, Mayıs 06, 2007
bağdat'ta kedi olmak da vardı
Bağdat gecelerini ve sokaklarının halini düşündüm de birden...
Salı, Mayıs 01, 2007
devingen biz
boşlukçasına ete çağırır. yalnız yaşayanlar evlerinde televizyonun yalancı hareketini izleyeceğine her gece çıkıp bir kedi sevseler.en azindan dokunsalar, algılasalar, öğrenmenin en primitifini yaşamaya cesaret etseler... sanırım maymunluğumuzu yine unuttuk... ben kedileri sevmezdim.. yenilgiyi bu noktada kabul etmek durumundayım.
